5 Mart 2015 Perşembe

Gündem, Küheyla ve Diğer Şeyler


Beni en çok bu bayıyor işte... Konuya nasıl gireceğimi hiçbir zaman bilemiyorum. Suçun %49'u bende ise %51'i Türkçe/Edebiyat hocalarımın hatta eğitim sisteminin hatta Devlet Büyüklerinindir, arz ederim.

Kaçtır gündem hakkında yazayım diyordum, bilindiği üzere çok fazla korkunç olay meydana geliyor ve bu zavallı vatandaşı bir hayli yoruyor. Şu an okuduğum kitapta bir cümle vardı karakterlerden biri "Yarından ötesini düşünmemeye çalışıyoruz. Hatta bazen bir saat ötesini bile düşünmek istemiyoruz... Neye inandığımı bilmek istiyor musun? Onların bunu kasten yaptıklarına inanıyorum. Onlar düşünmemizi istemiyorlar. Zaten bu yüzden bu şekilde çalışıyoruz. Bütün gün çalışıp bir kaç kuyrukta sıra bekledikten sonra da zamanımız kaldığı için sosyal hareketlere karışmamızı istiyorlar. Sonra da gazeteleri okumamızı emrediyorlar. Biliyor musun, geçen hafta az daha kulüpten kovuluyordum. Bana Bakü civarındaki yeni petrol kuyularını sordular. Bu konuda bir şey bilmiyordum tabii. Berbat afişler yapıp akdarı kazanmaya çalışan bir insanın Bakü'deki petrol kuyularını bilmesi lazım mı? Şiir ezberler gibi gazetedeki yazıları aklımda tutmam şart mı? Evet Primus* için gaza ihtiyacım var. Fakat akdarıyı pişirecek gazı alabilmek için Tanrı'nın cezası petrol kuyularında çalışıp gaz çıkaran her pis işçinin adımı bilmem mi gerek? Primus'ta on beş dakika yemek pişirmek için iki saat yeni devlet inşaatları hakkında yazı mı okuyacağım? Neyse, bu durumda yapabileceğimiz bir şey yok. Yapmaya kalkarsak daha da kötü."1 diyordu. Rusya'da 1900'lerde yaşayan ortalama bir insanın şu hali bizim hayatımızla neredeyse paralel gibi. Onlar Sosyalizm altında eziliyordu, bizse dünyanın öbür ucunda kanat çırpan bir kelebeğin bizdeki atlara etkisi yüzünden dolarla, likidite ile ya da anlamını bilmediğimiz konjonktür gibi kelimeler ve durumlarla uğraşıyoruz. Tek bir adamın ağzından çıkan tuhaf sözler yüzünden dolar Türk lirasının 2,5 katı oluyor. Ortaokul veletleri gibi kavga eden muhalefet ve iktidar da olan durumu gizlemeye çalışıyor gibi görünüyor. Gündem öyle yoğun ki Bakü'deki lanet petrol işçilerini düşünmek şöyle dursun kendimizi dahi düşünemiyoruz.

Bunca şeyin üstüne sosyolojik travmalarla uğraşıyoruz. Özgecan Aslan adındaki gencecik üniversite öğrencisi, tecavüze uğruyor ve hunharca öldürüyor. Sonra toplum olarak ölüm karşısında bile birleşemeyip ikiye hatta on beşe ayrılıyoruz. Bir kesim hak etti diyecek kadar çirkinleşirken bir taraf da takdiri ilahi diyecek kadar cahilleşebiliyor. Hatta "Neden Özgecan gündeme geldi de diğerleri gelmedi. Çifte standart bu." bile dedi bir gruba koyamadıklarım. Benim de çalıştığım yerdeki kadınlar da dahil olmak üzere bir grup kadın da üç gün boyunca simsiyah giydi. Kimisininki "gösteriş maksatlı" bir durumdu ki bu yolla fenomen olmaya çalışmak gibi tuhaf şeyler amaçladılar, kimisi de cidden tepki için giydi simsiyah. Ha dersiniz bir işe yaradı mı? Orası sizin takdiriniz. Kalan azınlıksa bu iğrençliğe sesini yükseltti, tepki verdi ve bu tepkiyi ortaya koymak istedi, örneğin Taksim'de yürüdü bir grup, yürüyen insan sayının iki katı polis onlara eşlik etti. Ve hiçbirimiz kimin kimden korunduğunu bilemedik.


Müthiş bir trafik var gündem konusunda. İç güvenlik yasa tasarısı tartışmaları mı dersiniz, bu yüzden dayak yiyen, kalp krizi geçiren vekiller mi dersiniz; koskoca Cumhurbaşkanının sanki hiç işi gücü yokmuş gibi Merkez Bankası Başkanına sarması ve doların fırlaması mı, MİT eski müsteşarı Hakan Fidan'ın milletvekilliği adaylığını mı yoksa seçilmesine kesin gözüyle bakılıp Dışişleri Bakanı olacağı ve hatta Cumhurbaşkanının "Kırıldım." şeklindeki beyanına mı bakarsınız; yetmezse Abdullah Öcalan'ın barış sürecindeki rolü neticesinde salıverileceği "efsanesi"nin dolanmasını, kendisinin devlet yönetiminde olacağı, üstüne Türkiye'nin eyaletlere ayrılacağı (Kenan Evren demişti her bölge bir eyalet olsun diye de çok karşı çıkılmıştı, şimdi ise Stockholm Sendromu hesabı bu görüşe bile sıcacık bakıyor insanlar.) dedikodusunu mu ve en acayip olanlarından biri de Yaşar Kemal'in tam da 28 Şubat 2015'te 10 maddelik barış süreci açıklamaları** yapıldığında ölmesine bile "tesadüf değil." diyenler mi dersiniz böyle milyon tane şey var gündemde. Hepsini yazmaya kalkışsam bu gündem biter yerine yenisi gelir.  

Mustafa Hoş'un Big Boss adlı kitabının kapağında  "NeoTürkiye'nin panzehiri hafızadır." yazar. Bizi balık hafızalı yapmaya çalıştıkları aşikarken panzehirin de zehrin de zihnimizde olduğunu artık anlamamız gerekiyor.

Hatta sadece "anlasak" bile yeter...

Ha bir de Küheyla var o apayrı bir konu, bekleyin yazacağım onu da...

Saygılar efendim...



_____________________________________________________________________________________________________
1- Rayn And, (Çev. Suveren Gülten), Yaşamak İstiyorum (We The Living), İstanbul, 2010, s. 440.
*Primus: Bir çeşit gazlı ocak.
** Bilindiği üzere Yaşar Kemal Kürt kökenli bir vatandaştı ve Kürt-Türk barışı için çok uğraş verdi. 28 Şubat tarihi ise 1997'de olmuş ve Muhafazakar kesim için Post-Modern Darbe olarak geçen bir gün olduğundan bazı kesimlerce bu üçünün "kombosu" manidar olarak algılanıyor. 

2 yorum:

  1. artik guncel degil bu yazilanlar

    YanıtlaSil
  2. bunlar gercekten guncel degil

    YanıtlaSil