7 Ocak 2015 Çarşamba

Ben, Şahsen, Bizzat, Kendim

Bu aralar çokça bir şeyleri  fark eder oldum... Sanki 2015 bana "Ayma Yılı" gibi gelmiş gibiydi. Dur daha bir hafta bile olmadı demeyin cidden 2015, "2014 2.0" değilse ciddi bir farkındalık silsilesi yaşıyorum şu ara... Ya çok okumaktan -ki neye göre kime göre çok ve hatta o bence çok değil "sık" olsa gerek- beynim yandı ya da yine aynı vesile ile havalara girdim, kısmet diyelim...

2015'e elimde bir doğum günü mumu maytap yakmaya çalışırken girdim. Geri sayım bile yapamadım. Nasıl girdim anlamadım sanki bir kırmızı çizgi vardı da biri beni diğer tarafa geçirmiş, itmiş gibi oldu... Ve anladım ki 2014'te bir hayli yorulmuşum, çizgiyi atlarken anladım...


Öncelikle bana milyon kez söylenen ama bir türlü anlamadığım bir "klişenin" farkına vardım diyeyim:

"İçimde bir kaynak/güç var."

Bunu öyle çok duydum ki "Hani nerede, yemeyin beni." diyordum. "Gözlerine bak anlarsın." diye de klişenin dibine vuruyordu diyenler. 2014'te "barışıp" yeniden sevdiğim okuma eylemimden anladım aslında bunu... Okudukça sanki aklım genleşti, sanki görüşüm açıldı ve bir perde kalktı bakış açımdan. Ben güçlüydüm evet ve bu sadece "ben" olduğum içindi... Nasıl daha önce fark etmedim bilmiyorum. Belki de gençlik insanı pembe gözlüklerle kör ediyor diyedir, kim bilir...

Geçen sene bugün "ben" diyorum diye hayli kendime kızmış, itiraf niteliğinde bir şeyler yazmıştım. Doğmuş olmaktan suçluluk duyuyor gibiydim, yaşıyor olmaktan ötürü bir kaygım vardı. Çelmeyi Azrail'e takalı 30 yıl olmuş olması da değiştirmiyordu bunu ki izleri bedenimde taşıyordum, görüyordum her gün. Yaşıyor olmamdan güceniklik duymam bundandı. Bundandı o itirafı yazmam. Şu anda diyorum ki yaptıklarımın hiçbirinden pişman değilim, çünkü ben yaptım. O yazıdan da pişman değilim ve bir yandan da ben aslında tahtımda mutluyum Sn. Okuyucu bunu da anladım.

Bazı "tanıdıklarımı" arayıp sormuyor olmam aslında pratikti. Çünkü o arayıp sormadıklarıma ihtiyacım yoktu. Kimseden benim için yaşamasını istemeyecek kadar değer veriyordum insanlığa, bunu da anladım Sn. Okuyucu. Anladım ki mesele aramak, sinsi bir sevapkarlık değil; mesele gerçeklik ve sadece o insan var diye, yaşıyor diye, gerçek diye sevmek, hepsi bu...

Doğdum, büyüdüm, yukarıda hava soğuktu ben doğarken de ve şimdi de ama kime ne bu hep beni ilgilendirdi, başkalarını değil.

"Bazı alışkanlıklar var Sn. Okuyucu insandan gitmeyen… Ben 11 yıldır yani düz hesap 20 yaşında iken ittim insanlığı… O bira bardağını masaya güm diye indirirken bitti bendeki samimiyet… Ve yavaş yavaş eridi gitti… Bu kimin suçu Sn. Okuyucu? Zeytinyağı olan bende mi ısrarla su olan diğerlerinde mi?" 


Demişim bir yıl önce... Ben insanlığı itmedim Sn. Okuyucu, ben kendimi sıyırdım gereksiz kalabalıklardan, gereksiz samimiyetten ve anladım ki buydu bana gerekli olan... Ha dersin ki şimdi hiç mi sevdiğin, saydığın, değer atfettiğin kimse yok, var ve bana yetiyorlar derim; az ve öz...

Benim açlığım sinsi ve sevapkar sevgiye değildi yıllarca. Benim açlığım akla idi, mantığa idi ve bununla gelişen sözsüz anlaşmaya ve doğurduğu sevgiye, saygıya idi. O yıllarda "Ergen Asosyal" damgası yerdim muhtemelen hatta yedim de biliyorum, bunu "havalı" gösterecek değilim ya da şu an yaptığım şeyin "Poser"lık olmadığını savunamam. Zaten kendimi savunmak zorunda mıyım cevabı sana bırakıyorum Sn. Okuyucu...

"Ben her yıl bugün çok anlamlılığım yüzünden mi azalmaktaydım? Ve her yıl aynı dilekleri değiştirilmiş versiyonları ile dilerken mi çoğalmaktayım…"

Bu çelişki de kalmadı artık Sn. Okuyucu. Ben her yıl çoğalıyorum hiç merak etme. Dileklerimle, kendimle, aklımla...

İşte bu yüzden her şey Sn. Okuyucu...

Bitti...


3 yorum: