18 Şubat 2013 Pazartesi

Teşhirimin İnce Gülü

Bedelli Güzeller

Ne çok seviyoruz teşhiri, herkesin ilgisini, benmerkezciliği, kasılmayı… Öyle ki bir görselimiz, bir özelliğimiz bir bize göre artımız varsa vitrinlemek için hiç çekinmiyoruz… Pazarlıyoruz kendimizi… Etimizi değil ama ruhumuzu, beğenilerimizi, hayatımızı… Sonra müşteriler ihtiyacına göre seçiveriyor bizi… Mis gibiyiz… Gül gibiyiz… Hep çok zeki, güzel, kültürlü, Tim Burton seven, Jonnhy Depp hayranı, Sıla dinleyen bir caz tutkunuyuz; klasik müzik eşliğinde mum yakıp evimizi/odamızı loşlaştırıp meditasyon yapıyoruz her Cuma, daima belgesel izliyoruz, dip boyalıyız, rengimiz kahverengiden bozma pembe bir allığın solaryumsu renginden… Rahatsız olduğumuz, ikide bir çekiştirdiğimiz halde kısa etekler giyiyoruz… Üşümek güzelliğin şanından hep… Güzel olmak için bedel ödemek üşümek… Ve hep bedel ödüyoruz termal duygularımız, beğeni kaloriferimiz yanıyor olsa da…


Bütün bunlar bizi besliyor, yerden göğe yükseltiyor… En lüks barlarda, lounge restoranlarda, bir futbol maçında avaz avaz küfür ederken ve üzerimize emanet olan, renginin cırtlaklığından iticiliğin zirvesine ermiş formamızla hoplarken, takımsal bir ırkçılıkla fanatikleşirken ve ünlülerin 30 metre yanımızda güneşlendiği beachlerde kendimizi etiketleyince hoş bir beğeni esintisi yaratıyoruz… Cebimizde üç kuruş varken bilmem kaç bin liralık telefon taşıyıp çok lazım gibi Swaroski taşlı kılıf alıyoruz ölümüne pembe ya da leopar desenli… Üstüne insanların kıskanmasından aldığımız haz ile daha bir parlıyoruz… Kerem’i emekli etmişiz, Aslı’yı dijital yapmışız, gizlice buluşmuyoruz artık ki o yerler katlı otopark olmuş…


Açız ilgiye, açız bir iki tabuyu yıkmaya… Boncuğu dağıtıyoruz mavice… Hoş her dağıtışımızdan pişman oluveriyoruz ama ta derinlerdeki o haz yok mu onunla besleniyoruz… Karanlık bir taraf var her kıvrımımızda… Kilo vermek, şekle girmek kendimiz için değil öyle öğretildiği için… Sağlıkla değil estetikle ilgiliyiz… Mucize Karpuz Diyetleriyle her yaz 15 kilo veriyoruz… Kışın nasılsa şifondan bozma kazaklarımız var kapatıverir batmayasıca simitlerimizi… Halbuki yasak olmasa, halbuki moda diye bir şeyler dayatılmasa tüm şatafatıyla, umurumuzda olmayacak… Duyarsızlaşmamız ne ironidir ki hayatın acısına karşı… Belki üç olmazsa beş ağlıyoruz sonrası güllerin gülistanlaştığı bir irem bahçesi…


Deli diye atfettiğimiz birinin bana koca bul demesine ‘Aa kafayı yemiş’ derken sevgilisi olmayan ‘normal’ bir bireyin sevgilim olsa ne güzel olur’larının sürekliliğini sıradan karşılıyoruz… Müslüm Gürses hayranlarının aşkını, kendini jiletlemesini anlamazken bizim One Direction sevmemiz olağanüstü normal geliyor… Çünkü Müslüm Gürses gibi ‘karışık popüler kültür mezesi’ yemektense One Direction gibi ‘Chateaubriand’ yememiz daha klas olacaktır… Öyle ya beğenileri okşuyorsak biraz farkımız olmalı…


Buna olsa olsa ‘kültür şoku’ denir… Varoş esintilerin sosyeteyle harmanlanması… İçimizde hala küfür eden, bunu havalı bulan; sigara içerken kendini Marlon Brando ile Bridget Bardott arası bir şey sanan tuhaf varlıklar var halbuki… Hepsi öğretildiği, dayatıldığı için…


Biri seviyor diye bir şeyi sevmek, bir gruba, bir topluluğa dahil eder insanı… Ortak bir dil oluşturur… Diğer türlü ya azınlık ya da yalnız olur Hayao Miyazaki seven, gerçekten okuyan, kültür, akıl, fikir sahibi abla ve ağabeyler…


Sıcak Absinthe
Ama, bana kalırsa, aşırı marjinal, siyahtan başka renk, Slipknot’tan başka grup, Absinthe’ten başka içecek bilmeyen kişiler de yukarıdaki 5 paragraflıklarla tamamen aynıdır…


Sonra mı?
Bunca satırda ne mi demek istedim?
Onu da siz buluverin…
Saygılar efendim…

8 yorum:

  1. Voyvodam döktürmüşsün yine))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazdım işte bir şeyler... Anlatabildi isem ne mutlu...

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Keşke Adsız olmasaydınız.

      Sil
  3. Kerem’i emekli etmişiz, Aslı’yı dijital yapmışız, gizlice buluşmuyoruz artık ki o yerler katlı otopark olmuş…
    güldm buna çok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim... Keşke Adsız olmasaydınız...

      Sil
  4. Güzel bir sosyal öz eleştiri olmuş. Okuduktan sonra kendimi sorguladım biraz. Sonuç; merhaba dünyalı, barış içinde geldim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz... Biraz da kendimi eleştirdim yazarken... Bu kadar abartılı olmasa bile ben de yapıyorum bu tarz şeyler ve Sayın 'Uzaylı' ben de dostum...

      Sil