5 Temmuz 2012 Perşembe

Sabah


Bu sabah kendimi denize atmak istedim… Sahilde betona otururken beynim düşünceler sıralıyordu… Bir tanesi de kirli, sağlıksız, karanlık olduğunu, beni kirleteceğini bile bile denize atlamak istememdi…


Sanki iyot kokusu ve esinti beni çağırıyor gibiydi… Gelmelisin…

* * * *

Kayıklar bile benden daha sosyaldi… Balıklar, diğer kayıklar, midyeler, kocaman gemiler, pet şişeler, koli basili, oltalar, yosunlar, halatlar, yosun tutmuş halatlar…

* * * *

Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir derler ya çarşafa dolanmış bir Çarşambam vardı ve Perşembem de perişandı bu düğüm yüzünden… Günler hep tanıdıktı… Hep aynıydı…

* * * *

Yaşım kemale ermekteydi… Zaman geçmekteydi... Bir sürü ak vardı saçımda… Ergen gibi boyamasaydım vaktiyle olmazdı belki bu kadarı… Bir de beni yoran karşı cinslerim bu kadar yormasaydı…

Bu aldatmış…
Bu işkolik olmuş…
Bu manik depresifmiş…
Bu arabeskmiş…
Bu da hani bana hani bana demiş…
İşten eve, evden işe, sonra tekrar işe, sonra tekrar eve, sonra herkes uşağa…

* * * *

Havayı soludum… İçim havayla dolmanın saadetini yaşadı… Yeşile baktım… Buharlaşan denize… Kocaman gemilerin avuç kadar suda nasıl durduğuna hayret ederken ‘eureka’ (Yunanca: ερηκα/ηρηκα) geçiyor aklımdan… Arşimet sağ olsun…

* * * *

‘Gemiler kalkar yüreğimden gizlice…’ Orhan Atasoy Teoman’dan bin kat daha iyi söyler bu şarkıyı… Ama ergenler ne bilsin… Ergene mi bağladım? Yok artık!

Beynimde karıncalanmalar var… Karasal yayından yayın alan LCD/LED/Full HD Televizyon gibiyim… Ambalaj kaliteli… Renkli… Ama görüntü flu… Net olmayan şeyler kaplamış durumda kafamı… Bir tek TRT çekecek oluyor o da kayıyor… Gözlerim bozulacak…

Ve aklıma başka görüntüler de geliyor… Minik film kareleri gibi… Keyifli… Gülümseyen… Bir avuç şekerleme tadında… Çocuk gibi hepsini ağzıma atasım geliyor… Dişlerin çürür diyen büyüklerime inat şeker komasına girmek istiyorum… Bütün düşüncelerim gibi bu da birkaç saniye sürüyor… Ve yine karıncalı televizyona geri dönüyorum…

* * * *

Hiç kalkmak istemiyorum… Hava ne sıcak ne serin… Rüzgar benden yana… Ilık eseceğim kavrulmayacaksın… Soğuk da olmayacağım üşüme diye… Koruyacağım hep seni der gibi… Bana anlatsa ya rüzgar olmayı, esmeyi… Ama vermez ki böyle bir sırrı benim kadar kıpırtısız birine…

* * * *

Ayağa kalkıyorum… O ara müzik çalarımdan Noir Desir-L’Appartement sesleri geliyor… Attents-toi à à c'que je me traîne…’ Ne diyor bilmiyorum… Ama seviyorum bu şarkıyı… Müzik de evrensel değil mi zaten… İsmail YK dışında…

Yürüyorum… Güneş Kaz Ayaklarıma hizmet ediyor… Derinleşiyorlar… Ben Güneş’ten, gözlerimi kıstığım ya da kızdığım için değil güldüğüm gülümsediğim için kırışmak istiyorum… Mutlu kırışmalar dileriz… Kırıştırma değil yalnız…

Yol bitiyor… Sahil bitiyor… Şimdi mesai zamanı…

Görüşeceğiz ama…
Sonra…
Saygılar efendim…

8 yorum:

  1. hep mutlu kiris isallah

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Sn. Anonim yorumunuz için...

      Sil
  2. boşluk ne deseler yazdıklarını okuturdum:( cancağızım her gün yeni bir başlangıca başlamak için bir fırsat derler.. sevgiler canım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu yüzden Güneş'e her gün onu göreceğime dair söz verdim...

      Sil
  3. "Bana anlatsa ya rüzgar olmayı, esmeyi… Ama vermez ki böyle bir sırrı benim kadar kıpırtısız birine…"
    sevdim bu cumleyi

    YanıtlaSil
  4. atlasaydin denize yazacagina

    YanıtlaSil
  5. puhaaa komik İşten eve, evden işe, sonra tekrar işe, sonra tekrar eve, sonra herkes uşağa…

    YanıtlaSil