21 Eylül 2011 Çarşamba

Geçen Yaz Ne Yaptığımı Biliyorum

                      Ben kendimi hep zorladım, hep bir ispata çalıştım bunca zaman… Neyi kime ispat ettiğimi anlamadan “en iyi benim” kafasında gezdim. TDK’dan aşağı kalır yanım hiç olmadı bana göre, kelime işlemciler önümde saygı ile eğildi durdu. Tilkilerim mi? Her şey onlar yüzünden…
            Gürültülü ve yoğun bir zamandan kendime dilimlediğim bir anı saklayıp buraya kelimeleştiriyorum. İspat etmek istediğim aynı anda iki işi ne kadar da süper yapabildiğim değil duyumsamazlığımın ispatı…

                       Neydi bir arada tutan şey beni? Hırs, istek, birkaç eksik tahta, takıntılı ruh hali… Yap boz model dengesiz parçalarımın her birleşim yeri içimi acıttı halbuki… Azıcık daha saf olmalıydı parçalarım, azıcık daha…
                      Durup dururken nereden çıktı bu öz eleştiri diyenleri flashback ile önce doğduğum soğuk kış gününe ardından da 28 yıllık bir sürecin evrelerine götürmek isterim…
                 Birinci evremde yaşayıp yaşamayacağıma karar verdi Yukarıdaki… Başparmağını aşağıya bakacak şekilde tutsaydı ipimi çekerdi Azrail ve onun etkileri…
            İkinci evrem emir kipli cümlelerin okul denen yerde birleşip kaynaşmasıyla benim aslında sadece çocuk olmamla geçti…
                Üçüncü evrem haydi ergen oluyoruz kafasıyla çıkıp çocukluk ile ergenlik arasında sıkışmamla bir ileri iki geri geçti ki atalarımda bir Osman(lı)lık yok…
           Dördüncü evremde dedim tamam ya büyüyorum galiba... Oturmuş raylar üzerinde A’dan B’ye gidiyorum… Hızım sabit vs… Ve anlıyorum ki arpalar o kadar da uzun bitkiler değil…
           Beşinci evremi saymak istemem… Sancılı idi biraz… Kısa ama sancılı… Hayatı iş edinince ve işiniz hayatınız olunca ister istemez büyüyorsunuz… Kocaman oluyorsunuz… Kirlenmişlik gözlerinizin önünde her yere yayılıyor… Para denen icada tapan, Cuma’yı da Cennet için kutsal sayanların gözlerinin içine bakıyorsunuz… Evrim geçirip onlara benzemek kaçınılmaz olduğundaysa isyan o sömürücü zihniyetin kulaklarına sağır eden bir çığlık oluyor… Ettiğiniz küfürler had hesap tanımadan matematiğinizi sorgularken soğumuş volkana dönüyorsunuz… İşte aynen öyle bir evreydi bu…
                Şu ara yaşadığım Altıncı evre… Kötü ile iyi arasında… Çoğu zaman fazla sivri… Densiz… Belki intikam düşünen… Beşinci Evreden kalma bilenmişlik yaşayan… 2 yıl kadar sonra şu üçleme serisine geçtiğimde bir depresyon hali de peşim sıra gelebilir ama bildiğim bir şey var o da ciddi anlamda değiştiğim… Bunun en kanlı canlı halini bu yaz anladım… Her şeyden korkan, “yapamam” diyen ben içimdeki garantici ruhu bir kenara koydum… (her an elimin altındaydı tabii o da var, o kadar garanticiyim ki!) Sivrileştirdiğim cümlelerim ve suyla bayağı bir münasebetim oldu (sudan korkarım su da beni sevmez filan öyle geçinip gidiyorduk bu yaza kadar da hala biraz tedirginim kendisine karşı), teknolojiye yenilesim gelse de çok yanaşmadım (0.facebook, Twitter gibi çağımın şahane icatlarına ara ara baktım o da PC başında değil ekranında minicik yazılar yazan telefonumdan ki SMS’i de kafam yanıyor diye atıyordum bu apayrı bir mevzuu), çakma Barbie bebeğin naylon saçlarına hatta yer yer böcek bacağına benzeyen, bir ayar çekmezsem elektriği kendileri icat etmişçesine ahenkle dans eden saçlarımın kuruluğuna bile aldırmadım… Tam kendimi aşıyordum ki bunun henüz erken olduğuna karar verdim…
           Şimdi aklıma geldi… Ben bunca emek verip, ispat filan derken kendimi paralayıp yazıyorum ya kaçınız bu metnin tamamını okuyup bana hak verecek? Elimdeki kürekleri hava boşluğunda mı sallıyorum diye düşünmeden edemediğim için paranoyak mı ilan edilmeliyim?
              Cevap hiçbiri… Bir an boş bulunup boş bir iş yaptığımı düşünüp sonra boşluğa düşsem de siz bana bakmayın… Çok deneysel ve içsel fasaryal şeyler yazıyorum…


Sonra mı?
Devamı gelmezse bilin ki Mozambik’e Hindistan’a  filan gittim kendimi bulma kafası ile…
Saygılar efendim…

10 yorum:

  1. Deneysel yazdığın şey karşı tarafta birşeyi tetiklememişse bu deneysel yazı boşa mı gitmiştir?

    YanıtlaSil
  2. Önce kendim için yazarım.... Ama karşı taraftaki deneysel yazımı algılamamışsa tetiklenmemişse bir şey bu beni üzer hafiften...

    YanıtlaSil
  3. iç hesaplaşma mı desek ?
    hiç bitmez ki bu içsel döküntüler.

    YanıtlaSil
  4. @Sıradan bir balık : Eh denebilir de tam değil... Bitmez hele ki bende hiç bitmez! Bu yüzden sonuna Mozambik'e filan gidersem yazamam dedim... En azından azaltayım da iç döküntüm kırıklığım kalmasın... Yorumunuz için de teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  5. @Sıradan bir balık : Kolay kolay gitmem merak etmeyin... Teşekkürler ilginiz için...

    YanıtlaSil
  6. Boşa kürek çekmiyorsun,seviliyorsun iç sesine susmasını söyle biz sana ziyaret etmekten memnunuz:) sevgiler bu arada süper yazıyorsun ...<3

    YanıtlaSil
  7. @uysalanne : Teşekkür ederim yorumunuz için... Bir anlık bir buhran geldi işte... Bir daha gelmesin diye çabalayacağım ve yazmaya devam edeceğim... Saygılar..

    YanıtlaSil
  8. O durumu ben de çok yaşarım. Kendimce yazmaya-çizmeye-koşturmaya çalışırım. Sonra dururum ve "ne için" ve "değer mi" sorularını kendime sorarım. İlginçtir, ya kendime cevap veremem ya da tatmin edici cevap alamam kendimden...

    YanıtlaSil
  9. @Osman Turan: Ben de pek aldım sayılmaz... Ama birazını anladım gibi..

    YanıtlaSil