4 Mayıs 2011 Çarşamba

Umuda Mektup IV

Tilkilerim bu sefer topluca yanıma geldi ve içlerinden biri “Galiba içinden çıkamayacağın bir iş bu, tutarsızsın” dedi. Hak vermek üzereydim ki “Karar ver artık amacın ne!” diye bağırdı biri. Sen bana nasıl bağırırsın diye öyle bir gürledim ki yağmur yağmaya başladı. Özür dilediler, çok yalvardılar, sustum ve yağmur yağmaya devam etti.

“Kızgınım,
Çünkü başkaları karıştı bize. Üçüncü, dördüncü, on beşinci şahıslar fikir beyan eder oldu. İki idik hatta tek idim sana karşı duran ama inatla senden yana olan… Özeldi bu dünya… Kimseler yoktu senden ve benden başka onca kalabalığa rağmen…
Kızgınım… Çünkü çok konuştu başkaları… Yerime karar vermek istedi… Ve senin hiçbir şeyi bilmemen içimi daha da yaktı… Tek başıma kaldığım, uğruna cesaretle savaştığım sana başkaları karıştı…
Kızgınım… Çünkü seninle ben iletişim kuramamışken başkaları sana ulaşmak istedi… Sendeki dünyamı çalmak belki de bana bakışını değiştirmek istedi… O üçüncü, dördüncü ve on beşinci şahıslar umudumu karalamak istedi…
Kızgınım… Çünkü bunların sebebi benim… İçimdeki heyecanı, umudu, karmaşık olan tüm duygularımı anlattım hevesle… İçimden taşırdım… Gözlerimden döktüm yaşlarla… Sözlerim uçuştu havada ve sigara dumanımdan yayıldı her şeyim…
Kızgınım… Çünkü tek başına olmaktan korktum… Senin uzaklığından ve kendi cesaretimden… Halbuki daha bu sabah mutluluk vardı gözlerinde baktığımda… Birkaç saniye de olsa o bir çift derin uçuruma bakmanın mutluluğunu tarif edemezdim halbuki… Ama şimdi kızgınım… Ve senden kaçıyorum köşe bucak…
Kızgınım… Çünkü bu kaçışım kendimden de kaçmama sebep oldu… Dersteyim ama aklım hala bu müdahalede… Hoca konuştukça ve ‘Yunan Mitolojisinde Hades’in Persaphone’yi kaçırması ve yeraltındaki evine getirmesi doğanın ölümü ile sonuçlanır.” gibi bir cümle kurarken Hades’in yanında Cehennem’in en dibinde sıcak ve yalnız olacağım fikrini benimsemeye başlıyorum…
Kızgınım… Çünkü çelişiyorum kendimle… Seni görmek isterken kaçmak da istiyorum gözlerinden… Bahçedeyim ve etrafı tarıyorum… Baharla birlikte açılıp saçılmış insan yığını ile karşılaşıyorum… Her tarafım rengarenk kıyafetler, kocaman gözlükler ve şimdiden giyilen terlikten bozma ayakkabılar giymiş insanlarla dolu… Bu renklilikte bu kadar gri olduğuma şaşıyorum…
Kızgınım… Çünkü yine bu satırları gönderemeyeceğim…Günümüz bugün de değil diyeceğim… Olanları düşünmem gerekiyor… Bugün de o “gönder” butonu benden uzakta….Belki sonra…”
Devamı mı?
Sonra…
Saygılar efendim…


Not: Serinin bundan sonrası hiçbir yerde yok...İlhamıma da saygılar...

8 yorum:

  1. ellerine sağlık sevgili arkadaşım...çok güzel yazmışsın. bu arada arkaplan rengi orange olduğu için okumakta çok zorlandım. yazı rengini siyah yapasan bence daha rahat okunur. sevgilerimi sunarım sana... ( sokrates )

    YanıtlaSil
  2. @gcenker: Teşekkür ederim yorumunuz için. Dediklerinizi dikkate alacağım. Beni takip edebilir, anketime oy verebilir, yazılarım için alttaki tepkilerden birini seçebilirsiniz. Keyifli okumalar.

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel bir yazıydı, umarım kızgınlıkların yerine tatlı bir tebessüm alır. Serkan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim yorumunuz için Serkan Bey... Yalnız bir yanılgınızı düzeltmek isterim; 'Mektubu' ben yazdım ama bir başkasının duygularıyla... Yani kelimeler bana ait fakat duygu başka birinin... Ben sadece 'Tercüman' oldum... Ve kızgınlıklar geçti emin olabilirsiniz...
      Tekrar teşekkür ederim, iyi okumalar...

      Sil
  4. Cevap için teşekkür ederim, beklemiyordum. Bu arada ben sıradan biriyim, o yüzden beni kimse tanımaz, "egonuzun üstünü" bilemem ama noktalamalarınızı beğendim. Üşengeç olmadığınızı gösteriyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle günaydın...
      Ben önemli veya önemsiz adsız anonim her yazılana cevap vermeye çalışıyorum... Hele ki düzgün, doğru ve yerinde yorumlara ayrıca dikkat etmeye çalışıyorum...
      Ne tesadüf ben de 'sıradan' biriyim...
      Noktalamalarım da kendimce özenli... Hele ki üç nokta doğru yanlış fark etmiyor vazgeçilmezim... Ve çoğu zaman tembelin biriyimdir...
      Madem Twitter'dan yazdığımı gördünüz sizinle iletişimde olmak isterim...
      ve tekrar teşekkür ederim...

      Sil
  5. üç noktayı ben de severim, sade nokta da keskinlik vardır. Sanki o yargı tartışılamaz artık bitmiştir gibi görünür, karşıdakinin düşüncelerini hesaba katmaz bir görünümü de vardır sanki.. tabi bide söyleceklerim bu kadar der gibi durur cümlenin sonunda oysa kelimeler yetmemişdir düşündüklerimizi anlatmaya...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nokta evet, tek başına kullanılınca 'bitti bu kadar sus konuşma' demek gibi...
      Bana hep yetmez... Ezelden beri Üç Noktayı Kullanmayı Sevenler Derneği üyesiyim...

      Sil