16 Mayıs 2011 Pazartesi

Geçmişin Gölgesinde Gelecek Kurma

Dikkat bu orijinal bir yazıdır, okumadan önce yanınıza bir bardak su alıp rahat bir yere oturunuz. Arkanıza yaslanmanız da önemle rica olunur!
Havalar bahar oldu yaz oldu, içim aydınlandı, etrafa yayılan bahar kokusu ile ruhum temizlendi güneşlendi tavan arasında kalmışlığımından kurtuldum kendime geldim ve Tilkilerim de sevinçle koşuştu benimle beraber...
Konumuz hiçbir araştırmadan alınmadı, alıntılanmadı, çok yazıldı ama benden dinlenmedi henüz. Bu “eksikliği” gidermem için klavye imdadıma yetişti; konumuz Eski Sevgililer ve Götürdükleri.
Adından belli, eski diyoruz. Yani geçmişin tozlu sayfalarına mümkünse 10x10 ölçülerinde kare bir mezara veya hocker pozisyonunda güneşte kurutulmuş bir pithosa konmalı ve gömülmeliler. Ya gömemiyorsak?
Arkeolog olmaya gerek yok ya da bir imam bulup ruha Fatiha okutmaya da. Eskide kalanı orada bırakmak gerekiyor sadece. Ki kadınlar gönderilmiş mesajları genelde silemez, defalarca okur; yazılmış şiirler kutulardan çıktıkça yıpranır; fotoğraflar bilgisayarda/cep telefonda/gizli bir albümde veya yine bir kutuda öylece durur, arada bakar “hasret giderir”. Kısaca uslanmaz hemcinslerim ki geçmişi yad etmekten geleceğini unutur!
Ama farkında olunmayan bir şey vardır; eski sevgililer kişilik yitirir. Hatta kişiliksizlikleri ile ufacık kalmış saygınlıklarını rendeler, üstüne zaten “kalitesiz” biri olduğunuzdan dem vurur. Siz artık “kötü kadın” sınızdır. Hatta arkadaşlar, tanışıldı ise aile bireyleri tarafından “iyi ki kurtuldun, zaten sana layık değildi” pohpohu ile ödüllendirilmeleri de işten bile değildir. Abartıp sizi çilingir sofrasına peynir/meze/malzeme bile yapar bu eskiler!
Durum kadın cephesinde nasıldır peki? Unutulmamış bir eski sevgili tehlikelidir. İster nefretle, ister sevgi ile anılsın tehlikelidir işte. Çünkü bu durum yenisini eskisi ile kıyaslamak, “Al birini vur ötekine! Erkeklerin hepsi aynı” gibi korkunç bir eylem ve söylemler silsilesi demektir.  
Ne yapmak gerekir peki? Öncelikle kadın veya erkek olmak fark etmez, insanın önce kendini dinlemesi, dinlendirmesi lazım. Geçmişe tıkılıp kaldıkça daha da yorulur insan. Yoruldukça da umudu azalır; umudu azaldıkça da hayat zaten yaşanmaz hale gelir kendiliğinden. Geçmişi tamamen unutmak yerine geleceğe uyarlanabilir kısımlarını tutmak, anlık değil kalıcı mutluluklar edinmek, kendini anlamak, eksileri ve eskileri temizlemek, kalbi havalandırmak, biraz yalnızlık nadası iyi gelecektir.


Sonra mı?
Hayat iki bulut arasında görünüp kaybolan Güneş gibidir, hem üşütür, hem ısıtır. Bulutlara değil Güneş’e odaklanın!
Saygılar efendim…..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder